İki şehir düşünün sodom ve gomore...
Ya tanrının azabına uğradılar, ya da volkanın...
Ve büyük kaşiflerce arandı bulunamadı...
Bilinmez atlantisi kurmuş olmasınlar....
Ama ahlakıyla suçlandılar hep veya çekemezlik vardı bilinmez...
Neyse ki örnek oldular dillere destan şarkılara ilah oldular...
Ve akıp giderken soru takılır aklımıza ahlak nedir...
Veya toplumun sınırları nedir?
Onun dışından baktınız mı...
Hani bir tabir vardır filozofların: Filozof sihirbazın şapkasından sihirbazı gören , diğerleri ise içinde kalıp onu göremeyendir diye....
Sınırlar koymuşuz yaşamımıza ve hapsolmuşuz günden güne...
Yok tavrımız böle olacak herşeyi sorgulamaktan yaşamayı
Hatta yaşamı damarlarımızda hissetmeyi unutmuşuz...
Kendimize şablonlar çizmişiz ufak yolluda olsa...
Bırakın da hayallerinizdeki gibi yaşayın...
Özgürlük eğer uçurumdan atlamaksa birparaşüt takıp onu yaşayın...
Doyasıya hissedin...
Henry David Thoreu gibi ormana gidin yaşamın iliğine kadar emmek için...
Kafayı kaldırın gökyüzüne size gülen gündüz güneşe, gece yıldızlara ve aya bakın...
Yaşam sizsiniz siz ise yaşam...
Önemli olan ben yaşamım demek...
Therion/The rise of sodom and gomorah
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder