31 Ekim 2007 Çarşamba

Selluka

sorgulamak yerine yaşayabilseydik,
tüm sevecenliğiyle...
neyi ne zaman farkettik ki
nasıl olduğunu
soru sormadan
yaşasaydık gönlümüzce
yağmurda ıslansaydık
çırılçıplak tüm benliğimizden arınarak
sarılsaydık...
yıkasaydık tüm kötülüğümüzü iyiliğimizi
sadece bize yakan bütünleştiren şeyler olsaydı
gözlerinde gözlerimde
ellerin ellerimde
aşkı blseydik
başka dünyalara girseydik
aşkı bulsaydık
selluka gibi sarılsak...


Ezginin Günlüğü-Selluka

30 Ekim 2007 Salı

Giderayak

Giderayak...
yaşam ağırlaşırken üstümüzde
bazen sis bulutu olur
bazen ise aydınlanır güneşin taneleriyle
işlerimiz vardır bitirilecek....
en son söz sölenmemiştir
işte o zaman haykırmak en güzel sözü
yiğitce umarsızca tüm hayatın özgürlüğüyle
giderayak gözlerine doymamaktır...
belki onursuzluktur kaçmak herseyden...
belkide zaten hep varsındır diye ruhumun her molekülünde
giderayak sölenebilecek en son sözümü sölemek...
tabii istemesen bile
giderayak...
seke seke gelinen dünyada
bir can babayı rahmetle anıp
umarsızca başkaldırarak gitmek...
sevdaya , yaşama ve tüm hayallere inat....
ben yaşadım demek giderayak...
sonuna kadar gidebilmek için yaşamın
ve yaşayabilmek sonuna kadar giderayak...

29 Ekim 2007 Pazartesi

Meltem Olmuşam

Meltem olup geldim gene...
Akdenizin sıcaklığında karanlık gecelerinden
yolalarak geldim
sımsıcak bakışlarına özlem dolu
sesine koştum
ruhumun derinliklerindeki...
belki hasretlik yol alınmaz zamanlarda
bulunduk yaşamın bir ucunda...
ve özlem doluyumki
meltem olmak yetmiyormuş...
yüreğim sıkıştırır olmuş...
gözyaşları ise kifayetsiz...

26 Ekim 2007 Cuma

Sevgi Emek İster Gülüm

Çıkarsızca bakabilmek yaşama...
Uçsuz ve bucaksız kucaklamak...
damarlarında hissedebilmek her adımda seni...
gözlerinde ise özgürlüğü
güneşe bakmaksızın aydınlığı görebilmek
umudun kıvılcımını...
her yer yok olsada,
senin var olduğunu hissetmektir ...
Hiçliklerde yok olup sende bulmak kendini
belki güzellik emek ister,
güzellikten değildir belkide,
yüreğimin her tarafında yayılması sevgi ,
sonunda
ölümlerde bulup yeniden dirilmektir...
Hiç yoktan yanmaktır kor alev olup...
Dünyayı gözlerinde kurup,
ellerinde kavuşmaktır,...
kalbimde ise yaşatmaktır senin sevgini,
tüm saflığıyla...



İlkay Akkaya-Sevgi emek ister Gülüm

25 Ekim 2007 Perşembe

Sevgi

Çok mu zordu sevmek...
bu kadar derin kaygılara sokar bizi...
çok mu zordu güvenmek, güven verebilmek...
gülmek sevdiğinin gözüne bakıp...
çok mu zordu kötüyle iyiyi ayırt etmek
veya öle yaşamak...
sömürülüyoruz her gecen gün
veya sömürüyoruz umudu...
geriye kalan nefret...
nerde o çoçukça bakışlarımız...
oysaki bulmuşum derken derinliklere batışımız...
öfke dolu gözlerle birbirimize küfürler edişimiz...
bitiğiz artık ey insanoğlu...
barbarlık yakın...
rosa luxemburg bir kerecik haksız olsaydı diyebilirmiydik...
gülerken içten...
kardeşce, kolektifce ve sevdikçe...
işte bu yüzden haykırıyorum sana ve tüm insanlıga
ama en cok sana...
saflıkla bakan cocuksu bakışlarına...

Yann Tiersen/ Father and mother

Sonbahar

sonbahar gelmiş...
kurumuş yapraklar ve duygular...
deniz ise hayat kadar fırtınalı...
umut ise muamma...
kızıllıklar, sarılıklar arasında düşler içerisindeyim...
hüzün çökmüş beklemekte yeniden dirilişi...
karamsarlık diz boyu belki,
belki vermek istersin kalbini veremezsin...
düşündükçe batarsın yaşamın içinde...
havanın karardıgı kadar her yerde...
bir rüzgar olup götürmesini beklersin...
derken gece çöker, yorulursun dalarsın...
karalaşır herşey...
bir gün gelir ölürsün yaşarken bile...
eskiyle yeni karışır birbine ...
arasın bulamazsın ...
bulduğunda ise korkarsın derinliklerde...
beklersin çaresizce...


Yann Tiersen/summer 78-Birthday preparation

22 Ekim 2007 Pazartesi

Arayış

Değişmeyen tek şey değişimdir...
Yaşam etkileşimlidir ve her gün her uyanışımızda yeni bir keşfe çıkarız...
Bazen umutluca bazen hüzünlü...
Bazen unutarak bazen hatırlayarak
Batar gülün dikeni elimize, battıkça damarlarımıza değer ve bir umut olur kalbimizde...
Beynimizde şimşekler patlatır...
Ve umuda yolculuk her akşam çıktığımız hesaplaşmayla düşünceli bir hal alır...
Sabah ise tebessüm olur günün aydınlığıyla...
Geçmişten geleceğe doğru...
Güzel günler görmek nafile, boş...
Güzel günler yaratmak ise emek vererek yeniden her gün yeniden...
Arayış kendini...

11 Ekim 2007 Perşembe

Ben Harper ve Japonik Ayşe

O bir japonyalara giden bir türk...
Soruyorum dünyanın gezmedik yerini bıraktın mı...
Rusya ve niceleri...
O bir genetikçi...
O bir jazzcı, bluescu, ve niceleri...
Her zaman bir dost, her zaman sataşılıp sorti yapılıp,...
Tersleneceğim insan...
O bir dert dinleyen...
O bir ben harper manyağı...
Onu tanımak gerek, yakında meşhur olacak kaçırmayın...
Çok pis jazz blues söleyo...
Böcek yiyici japonik ayşe...:D

Bide arada böle güzel parçalar yollayıp geçinip gidiyoz...

Unutmadan geçemiyecem çok sosyal bir inek hem ot yer hem sosyalleşir...Memlekette çimen kalmadı sölemedi demeyin...
Ama bu ineklik başka ineklik deniz inekliği yüzgeçleri var ...Gece bilgisayarından yatagına kaç tane ters ve normal salto yaptı bilemiyorum, bide sola atıyo , insan su canlısı olmaya görsün:D


Ben Harper/Please Bleed

sevmek üstüne...

Sevmek üstüne pek fazla bir şey söylenemez,
Çünkü ne zaman, nerde , nasıl çıkacağı belli olmaz...
Ahmak ıslatana çevirir insanı, birazda sarhoş eder...
Bir bakarsın herşeyin olur, bir bakarsın yok olur; kalır acı...
Ama korkmadan açabilmeli yüreğini, çünkü her gelen acı getirmez...
Her acıda üzmez yerine eninde sonunda büyük sevinç getirir...
Sadece sonuç neyi istediğini bilmek...
Seni seviyorum demek değil amaç...
Herkes sölüyor çünkü...
tek kelimeyle ifade edebilmek...
Güneşe dönmemek yüzünü...
Gözlerin içine bakıp...
O gizli sırrı söleyebilmek...
Bir kere ve sonsuza kadar...


Los Lobos/Desparado

9 Ekim 2007 Salı

Yanıklık

Bir çok defa yanarız...
Bazen güzel bir bakışa,...
Bazen hayatın getirdiği güzelliklere ve acılara...
Bazen ise bir kaynar suya yanarız...
Ben ise hepsinden çok sanırım bir bakışa yandım...
Yanmak çözüm değil ama ...
Naparsınız bendeki bu yanıklık oldukça...
Ne demiş Nazım:ben yanmasam sen yanmasan....
Nasıl çıkacak ortaya aydınlıklar...
Yaşam kararmışken ben sana yandım bir bakışına....

ainarielancalim

Tanıştığımız ilk gün ne kadar garipti bilir misin benim için...
Bir film karesinde bir düşü bulmuş gibi sevinmiştim...
Belki ojelerinle hem mutluydun hem yılmış ve hüzünlü...
AmA BİR o kadar hayattın...
Yaşam ne kadar bizi hayvanlaştırsada, biz insan olmayı tercih ettik birer hayvan olarak...
Ve derdi herşeyi paylaştık...
Nediyim güzel melek sana ne diyim...
Yaşam sensin , yaşam benim yaşam hepimiziz...
Sen gül ki aydınlansın gelecek...
Gülünce renk katıyorsun odaya ve mevsime...
Gülünce bir gelincik tanesi düşüyor sokağa...
Ve hayat oluyor loş karanlığa...

İyi ki varsın....İyi ki derya alaboraya benzetmişim seni ojeli kız (:((((

Dostluğa kaldırıyorum kadehi...

Black more's night /Catherine howard's fate

Kaçış

Kaçtım senden gene büyük şehir,...
Tekrar dönmek üzere...
Tekrar bana acı çektirmen için belkide döneceğim....
Ne sensiz yapabiliyorum, ne senle birlikte...
5 yıldır hem hüzünlerime dert oldun, hem neşelerime ortak...
Yağmur yağmaz oldu ama ben şiirler yazmaya devam ettim yağmurlarına,
sonbaharına , kışına, gece çöktüğünde yanlızlığına...
Sevdalarımı tükettin belkide sevdalarımızı...
Ama kaçtıkça bir parçam oldun, geldikçe yitirdiklerim oldun..
Olsun ben seni hep böle sevdim canım Ankaram....



Apocalyptica/ Conclusion

7 Ekim 2007 Pazar

Sodom and Gomorah

İki şehir düşünün sodom ve gomore...
Ya tanrının azabına uğradılar, ya da volkanın...
Ve büyük kaşiflerce arandı bulunamadı...
Bilinmez atlantisi kurmuş olmasınlar....
Ama ahlakıyla suçlandılar hep veya çekemezlik vardı bilinmez...
Neyse ki örnek oldular dillere destan şarkılara ilah oldular...
Ve akıp giderken soru takılır aklımıza ahlak nedir...
Veya toplumun sınırları nedir?
Onun dışından baktınız mı...
Hani bir tabir vardır filozofların: Filozof sihirbazın şapkasından sihirbazı gören , diğerleri ise içinde kalıp onu göremeyendir diye....
Sınırlar koymuşuz yaşamımıza ve hapsolmuşuz günden güne...
Yok tavrımız böle olacak herşeyi sorgulamaktan yaşamayı
Hatta yaşamı damarlarımızda hissetmeyi unutmuşuz...
Kendimize şablonlar çizmişiz ufak yolluda olsa...
Bırakın da hayallerinizdeki gibi yaşayın...
Özgürlük eğer uçurumdan atlamaksa birparaşüt takıp onu yaşayın...
Doyasıya hissedin...
Henry David Thoreu gibi ormana gidin yaşamın iliğine kadar emmek için...
Kafayı kaldırın gökyüzüne size gülen gündüz güneşe, gece yıldızlara ve aya bakın...
Yaşam sizsiniz siz ise yaşam...
Önemli olan ben yaşamım demek...


Therion/The rise of sodom and gomorah